Travmayı Atlatmak İçin Sanata İhtiyacımız Var

6 dakikada okunur

Son iki yıldır yaşadığımız pandemi şartlarını bir yana bırakırsak yazın ölü sezon denilir kültür sanat için. Yayıncılar Eylül-Ekim dönemine bırakır yeni dosyalarını. Dünyanın en iyi kitabını yazmış olsanız yaz için satmaz! Tiyatrolar turne için ara verir. Konser salonları kapılarını kapatır ama festivaller ve yaz konserleri müzikseverleri çağırır.
Sinemalar için de seyirci sayısının düştüğü, ortalamanın altı filmlerin vizyona girdiği dönemlerdir bu aylar. Komedi desen komedi değil, adı aksiyon ama heyecansız işler…
Neden böyledir? Bu durumun sanatı dört duvara, konser, sinema, tiyatro salonlarına sığdırmakla bir ilgisi var mıdır? Ya da ye, iç, eğlen sistemi içinde sanat bir ihtiyaç kalemi olarak yer almadığından ve yaz aylarında tatil tüketimi daha çok kâr getirdiğinden mi sanatsal etkinlikler rafa kalkar, popüler olan piyasaya sürülür? Üzerine düşünmek gerek.
Pandemi sürecinde en ağır darbe gören alanlardan biri kültür-sanat hayatıydı. Sanatçılar bir şekilde üretimlerini sürdürse de sanatlarını icra edecekleri mekânların kapalı oluşu, hem ekonomik hem de psikolojik olarak bu kesimi önemli ölçüde etkiledi. Büyük çoğunluğu sosyal güvencesi olmayan emekçilerden oluşan müzik sektörü ağır bedeller ödedi.
Müzik ve tiyatro içinçevrim içi yayınlar dinleyici ve izleyici ile birebir iletişim halindeki performansların lezzetini vermekten çok çok uzaktı. Yine de yeni yeni kurulan dijital platformlarla çözüm arayışları devam etti. Sanat ve dijital dönüşüm üzerine çokça düşünme fırsatımız da oldu bu arada.
Aynı ortamda sanatçının sesi, nefesi ve bakışını hissederken oluşan enerjinin hiçbir online platformdan geçmesi mümkün değil bu net. Buna karşılık sanat kendini giderek hızlanan dijitalleşmenin dışında tutabilir mi? Bu da zor görünüyor.
Bu yaz pandemi sonrası kültür ve sanatla ilk buluşmamız olacak. Sanatseverler olarak çok özlediğimiz bu ortamlarla yeniden ve eskisi gibi bağ kurabilecek miyiz, salonları doldurabilecek miyiz bunu da test etmiş olacağız.
NORMALLEŞMENİN İLACI SANAT
Sinemalar 1 Temmuz itibariyle kapılarını açtı. Ancak bilet fiyatları o kadar yüksek ki çoğalan dijital platformlarda çok daha ucuza ve avantajlı olarak film izleme konforuna alışan seyirci yeniden salonlara gidip o kadar para öder mi merak ediyorum doğrusu.
Yaz konserleri ‘eğlence’ odaklı olduğundan ona yapılan harcama için benzer bir hesap-kitap yapmayabilir insanlar. Bu da uzun süredir sıkıntıda olan müzisyenlere ve bu sektörün emekçilerine maddi anlamda rahat bir nefes aldırabilir.
Özel tiyatrolar da hızla turne programlarını hayata geçirmeye başladı. Devlet ve Şehir Tiyatroları da ‘Yaz Oyunları’ başlığı altında sahneliyor seçtikleri oyunlarını. Sanatçılar ve seyirciler açısından bir hasret giderme olacak tüm bu buluşmalar.
İstanbul Film Festivali takvimini yıla yayarak hem kısıtlamaların kalkıp kalkmayacağı ile ilgili belirsizliği böylece aşmış oldu hem de çevrimiçi ve fiziksel gösterimlerle seyirciye seçme şansı tanıdı. Zira uzunca bir zaman kendini sosyal hayattan izole edenlerin yeniden sosyal ortamlara, kalabalık sanat aktivitelerine endişe etmeden katılabilmeleri çok kolay değil. Ancak o psikolojik kaygı eşiğinin aşılmasında ve normalleşme sürecinde sanatsal aktiviteler ciddi fayda sağlayacak. Covid-19 travmasının üstesinden gelip yeniden hayata karışmak için kültür ve sanatın şifalı dokunuşlarına çok ihtiyacımız var.

Önceki Yazı

Müslüman Aydının Şerh ve Haşiyeyle İmtihanı

Sonraki Yazı

Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer…

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.