Yaza merhaba derken okuma listelerimizi de ihmal etmeyelim

32 dakikada okunur

Yılın en sıcak ve neşeli günleri geldi çattı. Tabiatın nimetlerinden en yoğun şekilde faydalandığımız bu aylarda küçük-büyük, öğrenci-çalışan hepimiz yaz planlamalarımıza başlamış durumdayız. Sevgili kitapseverler de yaz mevsiminde okuyacağı kitapların listesini yapmaya başlamış, uzun zamandır almayı düşündüğü kitapları sipariş etmiş bulunmaktadırlar illaki. Özellikle uzlet ve inziva sevenler kitlesel eğlenceli etkinliklerden ziyade yoğun bir kitap okuma kampına gireceklerdir. Yaz kitapları denince tabii olarak çocukluğumdan bugüne yaz mevsimleri okuduğum kitaplar geliyor. Mesela “Değirmenimden Mektuplar” ve “Robinson Crusoe” buna örnek. O kitapları ne zaman görsem ve hatırlasam kışta bile olsam yaz tadı ve yaz kokusu alırım. O kitaplar artık bana yaz dokusu hissettirir. Sizlerde de aynı hislerin uyandığını tahmin edebiliyorum. Ben kendi listemi hazırladım. Sizlere de tavsiye ediyorum. İyi okumalar dilerim.

YENİ ÇIKANLAR
Dost Bağının Meyveleri
Abdullah Esen / Türk Edebiyatı Vakfı
Başta memleketi Erzincan olmak üzere Anadolu’ya mâl olan halk edebiyatı mahsullerini araştırmaya ömrünü vakfeden, bir yandan araştırmalarını yayına döken, diğer yandan bu sahada hizmet verecek talebeler yetiştirme sevdasıyla tutuşan, hepsinden de önemlisi araştırdığı kültürü bizzat yaşayan kıymetli bir şahsiyetti Nurettin Albayrak; sahada derleyen, kütüphanede araştıran, sınıfta öğreten, sahnede icra eden çok yönlü bir hoca, halis bir Anadolu beyefendisi… Gerçi ilgisi, muhabbeti, tebessümü, cömertliği, iyi niyeti, öğrencisine sahip çıkan babacan ve samimi tavrıyla hafızalara çoktan kazınmıştı ama çalışmalarında kitabi olan, dillerdeki sözü kitaba döken, her derse kucak dolusu kitapla gelen, odasında kitaptan görünmeyen, hasılı kitapta fani olan Nurettin Bey Hoca’mızı yine kendisine yaraşır bir kitapla hatıralarda yaşatmak en münasibi olacaktı. Hayat yolculuğu, çalışmaları, alana yaptığı katkılar, yakınlarının şehadetleri ve ayrıca gerek dost gerekse talebelerine ait ilmî araştırmalar, bu hatırayı farklı yönlerden tamamlayan birer rol üstlendi. İki kapak arasında buluşan eş, dost, kardeş, arkadaş, hoca, talebe hep birden Albayrak’ın da en çok sevdiği türkülerden birini, Gevherî’nin “Dost bağının meyveleri erişti” mısraıyla başlayan şiirini akla getirdi. Bu ismi unvan yaparak biz de rahmetli hocamızın aziz hatırasına yaraşır bir dost bağı kurabilmiş olmayı temenni ediyoruz.
Mekânı Cennet olsun…
İslam İlim Geleneğinde Nevevi
Nail Okuyucu / İSAM
Nevevî (ö. 676/1277), İslamî ilimlerin muhtelif sahalarına yayılan telifleri sayesinde şöhret bulmuş ve “İmam” ünvanıyla anılmaya değer görülmüş bir âlimdir. Fıkıh ve hadisin yanı sıra rical-tabakat, ezkâr ve âdâb gibi alanlarda pek çok eser veren Nevevî’nin metinleri, Memlükler döneminde Şam-Kahire hattında şekillenen İslamî ilimler zihniyetinin ve telif üsluplarının belirginleşmesine katkı sağlamıştır. Şâfiî fürû fıkhının istikrar bulmasına ve hadis şerhçiliğinin klasik muhtevasının belirginleşmesine etki eden Nevevî’nin mezhep fıkhına dair yazdığı eserler kendisinden sonraki literatüre yön vermiş, hadis alanındaki telifleri ise şerh faaliyetinin yanı sıra derleme çalışmalarının da en seçkin örnekleri arasında kabul görmüştür. Rical-tabakat ve özellikle âdâb alanlarındaki eserleri de okunup takip edilen Nevevî’nin çalışmaları, İslamî ilimlerin İkinci Klasik Dönem’de kazanacağı muhteva ve üslubun şekillenmesine tesir etmiştir. Nevevî’nin hayatına ve ilmî şahsiyetine, içinde bulunduğu ilmî çevreye, eserlerine, ilim ve düşünce dünyasına ve etkilerine nüfuz etmeyi amaçlayan bu çalışma, bu konulara dair makalelerle literatür tanıtımını hedefleyen eklerden oluşmaktadır. Bu çalışmanın Nevevî ve dönemine dair bir kaynak eser olması hedeflenmektedir.
Orta Asya ve Göç Yolu Dönemi Mutfağı
Nevin Halıcı / Kitap Dünyası
Yemek yazarı Dr. Nevin Halıcı’nın çalışmaları bize Türk Mutfağının dünden bugüne uzanan seyrini tek bir çizgi doğrultusunda değil fakat çok katmanlı bir tarzda ele almamız gerektiğini göstermektedir. Dr. Nevin Halıcı bir akademisyen titizliği ve sistematizasyonu ile Türk Mutfağının tarihini birinci el yazılı kaynaklara dayanarak Orta Asya coğrafyasından başlatmakta, Türklerin göç yollarını Karahanlıların, Gaznelilerin, İranî kavimlerin üzerine bir Türkî şal atan Selçuklulara kadar oradan da İstanbul’a kadar zamanla yayılan ve yayıldıkça zenginleşen bir nehir metaforu ile anlatmaktadır. Dr. Halıcı bu nehrin alt katmanında Orta Asya rayihasının Anadolu’nun yerleşik kültürlerinin lezzetlerini yansıtan yöresel mutfakların zenginlikleriyle nasıl iç içe geçtiğini de göstererek günümüz Türk mutfağını besleyen ana damarları bütüncül bir bakışla bize sunmaktadır. Dr. Nevin Halıcı Türk Mutfağı hakkındaki yazılı kaynaklara dayalı yazılarını şu dört ana tema altında yayıma hazırlamıştır: Orta Asya ve Göç Yolu, Anadolu Selçukluları, Osmanlı Dönemi, Cumhuriyet Dönemi. Elinizdeki Orta Asya ve Göç Yolu adlı bu çalışmada Türk mutfağına ait bilgiler Orhun Abideleri, Kutadgu Bilig, Divanü Lügat-it Türk gibi ön kaynaklara dayanılarak kronolojik sıra ile verilmektedir. Bu ve dizinin izleyen kitapları mutfak kültürü ile ilgilenen kişilere örneği bulunmayan birer başvuru kaynağı olacak niteliktedir. Prof. Dr. Nilgün Çelebi
Sahaflar Kitabı
Kolektif / Dergâh
Sahaflar kitap üretimi ve satışı, ayrıca kitap kültürü ve sanatlarıyla iştigal eden kadim bir esnaf grubu. Tarihî İstanbul’un ve ilim ve sanat merkezi bütün büyük şehirlerin ayrılmaz bir parçası. Sahaf çarşıları da öyle. Yanında yöresinde hattatlar-müstensihler, kâğıtçılar, mürekkepçiler, mücellitler, müzehhipler, kalem, divit, hokka, mistar, kalem açacağı, rih gibi yazı levazımatı yapıp satanlar gibi alt esnaf grupları var. Her dönemde ve hemen her kültür havzasında entelektüel ve estetik bir muhit. İlim-irfan pazarı… Aynı zamanda sohbetin ve bitmez tükenmez kitap “dedikodu”larının mekânı. Matbaanın, basılı eserlerin devreye girmesiyle hayli tehavvülat geçiren, zaman içinde ilgileri ve alıp sattıkları unsurlar, kullandıkları araçlar artarak, eksilerek değişen, dönüşen sahaflar bugün de İstanbul’da ve büyük şehirlerde varlıklarını sürdürüyorlar. Bu kitap son İstanbullu sahaflardan birkaçıyla, meslekleri ve meşreplerine, kitaplara, kitap muhiplerine, yazmalara, basmalara, ilim-irfan sahibi müdavimlere, kapılarına gelen kıymetli kütüphanelere, levhalara, nadir yahut imzalı risâlelere, gazete ve dergi koleksiyonlarına, hurdacılara, kaldırım sahaflarına, elbette kendi istisnai hikâyelerine… dair yapılmış uzun sohbetlerden oluşuyor. Fotoğraflar, kitaba dair binbir çeşit görsel malzeme onlara eşlik ediyor…

ÖNERDİKLERİM

Elveda Güzel Vatanım
Ahmet Ümit / Yapı Kredi
İki aşkı arasında parçalanan bir adam İkinci Meşrutiyet’in yaklaştığı günler, Osmanlı belki de hiç yaşamadığı kadar büyük bir buhranın, varoluş sancısının içinde. Hassas, incelikli ve kararlı Şehsuvar’ın sorumluluk bilinci ağır basar hem sevgilisi Ester’e hem de içindeki yazara sırtını dönerek İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılır. Büyük acılara ve pişmanlıklara sebep olacak bu kararından dönme fırsatını sonsuza dek kaçırmıştır artık. “Elveda Güzel Vatanım” iki ayrı zaman diliminde ilerleyen, anlatıldığı dönemde yaşanan çalkantıları düşündüğümüzde edebiyatımızdaki büyük bir eksikliği dolduran bir roman. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki “siyasi hesaplaşma” dönemine tanıklık ederken diğer yandan Osmanlı’nın son dönemine damgasını vuran İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin eylemlerine içeriden bir göz sayesinde yakından bakıyoruz. “Kendini sevdiği kadına adayan fedakâr bir âşık olmak yerine, kendini vatanına, milletine adayan bir fedai olmak çok daha anlamlı değil mi?”
Hatırla
Alp Paksoy / Ötüken
İsa Mesih’ten sonra hakkında en çok yayın yapılan kişi Adolf Hitler’le ilgili “yeni” ve “bilinmeyen” ne kalmıştır? Yeni ve bilinmeyen pek çok olay tarihin sis perdesi ardında gün ışığına çıkarılmayı bekliyor çünkü birçok belge uzun yıllardır kamuoyundan gizleniyor. Özellikle 1991 yılından sonra açıklanmaya başlanan belgelerin çoğu, tarihçiler tarafından yıllardır kesin “doğru” kabul edilen birçok bilgi ve yorumun geçersiz olduğunu ortaya çıkardı.
Aytunç Altındal, Bilinmeyen Hitler’deki “yeni” belgeler, bulgular ve bilgilerle iktidara geldiği 1933 yılına kadar Hitler’in hayatından kesitler sunuyor. “Hitler’in bir iş kazası” olmadığını, Nazilere yolunu açan esrarengiz bir Okült örgütle ilişkilerini, bu örgütün kurucu ve yöneticisinin hiç değinilmemiş yönlerini gün ışığına çıkarıyor. “Thule Gessellschaft” adıyla bilinen bu gizli örgütün kurucusu Baron Rudolf von Sebottendorff, çift taraflı bir casus ve aynı zamanda Bektaşi ve Mason’du. Tarihçilerden kendisini on yıllarca gizlemeyi başaran Hitler’in “yol göstericisi” ve “rakibi” olan Sebottendorff Türk vatandaşıydı ve Hitler’i iktidara getiren esrarengiz örgütü ilk kez İstanbul’da kurmuştu. Hitler’in hiç bilinmeyen bu yönünü Alman ve İsrailli araştırmacılar da ilk kez bu kitaptaki belgelerden öğrenmişlerdir.
Küçük Otel
Christina Stead / Türkiye İş Bankası
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Cenevre Gölü’ndeki küçük bir otelde, hepsi de hayatlarındaki finansal, kişisel veya politik sorunlardan kaçan bir grup insan bir araya gelir. İsviçre-Turu Oteli’nin sahibi Madam Bonnard, konuklarının kendi arkadaşlarına, ailelerine ya da avukatlarına söyleyemeyeceği birçok sırrına vâkıftır. Her bir konuğun tuhaflıkları, çaresizlikleri, kıskançlıkları, önyargıları ve kinleri birbirleriyle kurdukları ilişkilere yansır. Stead karakterleri aracılığıyla savaşın mirasını, Soğuk Savaş’ın etkilerini ve uluslararası kara para aklama ile vergi kaçakçılığının yükselişini analiz eder. İlk olarak 1973’te, Christina Stead’in Avustralya’ya dönüşünden kısa süre önce yayımlanan ve yazarın Avrupa otellerindeki deneyimlerinden esinlenen Küçük Otel, savaş sonrası Avrupa’da değişen hayatların detaylarla pekiştirilmiş incelikli bir hicvidir. Stead komünizm yanlısı bir ekonomist olan eşi William J. Blake ile Avrupa’da yaşadığı 1950’li yıllarda sürekli günlük tutar. Bulundukları yerlerin manzarası ve hava durumu, rüyaları, sinema ve opera gezileri, otel personeliyle diğer konukların tasvirleri ve geçmişleri, yazarın neredeyse yirmi yıl boyunca kurguladığı ve çeşitli taslaklarını yazdığı Küçük Otel’in de temelini oluşturur.
Neden İslam’ın Orta Çağı Yoktu?
Thomas Bauer / Runik
Orta Çağ kavramı, kullananların düşündüğünden daha fazla hasara neden oluyor. “İslam’ın Orta Çağı” kavramı ise büyük ölçüde tartışılmamıştır. Peki, “İslam’ın Orta Çağı” ifadesi aslında neyi tanımlıyor? Modern Çağ öncesi İslam kültürlerini ele almamızda bu ifadenin ne gibi etkileri var? Kültürlerarası karşılaştırmalarda bu kullanımın sonuçları nelerdir? İslam çoğu zaman Orta Çağ’da takılıp kalmakla suçlanıyor. Peki, ya İslam’ın Orta Çağı yoksa? Thomas Bauer, Neden İslam’ın Orta Çağı Yoktu? -Antik Çağ’ın Mirası ve Doğu- kitabında, “Orta Çağ” olarak adlandırılan dönemde Avrupa’da kayıp kültürlerin yalnızca harabelerine rastlanırken, İslam dünyasında bayındır şehirlerin bulunduğunu ve bilimlerin bütün canlılığıyla gelişmeye devam ettiğini gösteriyor. Almanya’nın en çok satan kurgu dışı kitaplarından biri olan bu kısa başyapıt, reforma ihtiyaç duyan “İslami Orta Çağ” görüşümüzü yerle bir ediyor.
Doğu’nun antik kentlerinde hamamlar, camiler, kiliseler ve diğer büyük taş yapıtlar ayakta kalırken, o dönemin Avrupa’sında bunlar birer harabe haline gelmişti. Oysa Doğu’da hekimler Galen’in tıbbını devam ettirmişler; doğa bilimleri ve edebiyatta birbirinden eşsiz eserler kaleme alınmıştır. Doğu’nun günlük hayatında bakır sikke, kiremit, cam gibi gündelik hayatın önemli unsurları yaygın bir şekilde kullanılırken, Avrupalılar bunları ancak Yeni Çağ’ın başında (tekrar) keşfetmişlerdir. Bauer, antik kültürün Endülüs’ten Kuzey Afrika ve Suriye üzerinden İran’a kadar yaşamaya nasıl devam ettiğini, neden 11. yüzyılın Hindukuş’tan Batı Avrupa’ya kadar bütün Avrasya’da, daha sonra Yeni Çağ’da da takip edilecek bir dönüm noktası olduğunu somut bir şekilde anlatıyor. Thomas Bauer bu kitabıyla, alışagelmiş çağ sınırlarını ikna edici bir şekilde yerinden ediyor ve Doğu ile Batı’ya dair klişeleşmiş görüşleri bir bir çürütüyor. Çalışmalarıyla 2013 yılında Gottfried-Wilhelm-Leibniz-Ödülü’ne ve 2018 yılında Tractatus Ödülü’ne layık görülen Thomas Bauer’in Neden İslam’ın Orta Çağı Yoktu? -Antik Çağ’ın Mirası ve Doğu- kitabı da 2019 yılında WBG (Bilimsel Kitap Topluluğu) Beşeri Bilimler En İyi Kitap Ödülü’nü kazandı.

Ali Haydar Haksal’dan tavsiyeler

Bu hafta “Evdeki Yabancı”, “İki Ateş Arasında”, “Oruç Çağrısı”, “Doğu Büyüsü: Ah Kudüs”, “Renklerin Dansı”, “Rüya Rüya İçinde”, “Mum ile Pervane” ve daha birçok deneme, öykü, roman, inceleme ve biyografi eserlerinin sahibi Ali Haydar Haksal’a “Hangi kitapları okuyalım?” diye sordum. Evvela yakın zamanda ebedi âleme irtihal eden Üstad Sezai Karakoç’un tüm eserlerinin gençler tarafından okunması gerektiğini söyledi ve 7 Güzel Adam’dan seçkiler sundu. İşte aldığım cevaplar:
Batı Notları
Nuri Pakdil / Edebiyat Dergisi
Batı’ya dair tespitlerin yapıldığı bir kitap “Batı Notları”; iyi ki okudum diyorum. Yazarın daha kitabın başında kurduğu şu cümle özet mahiyetindeydi: “Ama öykünmekle, inançları davranışları farklı uluslara göre düzenlenmiş kurumları almakla, onların aynısını kurmakla, ulusal birleşime varmak mümkün müydü?” Batı bu kadar samimi bir şekilde, ancak bu kadar güzel yazılabilirdi. Bir dostumdan dinliyormuş gibi okudum Batı Notları’nı. / Ayşegül Toprak “Batı Notları”, Nuri Pakdil’in Paris, Brüksel ve Roma’ya yaptığı gezinin notlarını içeriyor. Batı Notları’nda Nuri Pakdil, tarih bilincine sahip Müslüman bir yazarın bakışıyla Batı’yı, Batı toplumlarını eleştirel bir gözleme tâbi tutuyor. Sunuş yazısında, şöyle deniyor: “Yalnızca izlenimlerimi değil, Batı’nın bende yaptığı çağrışımları da yazdım. Şunu da belirteyim: Bilinen gerçeklere yeni bir şey eklenmedi. Ama bunlarla, uygarlık sorunlarımıza az çok değiniliyorsa, bu gerçeklerin sürekli yazılması ve üzerinde düşünülmesi zorunludur.” Uzun yıllar sonra, kimi küçük eklemeler ve değişikliklerle yeniden basılan Batı Notları, genç okurlara Nuri Pakdil’i yakından tanımaları için bir imkân kabul edilmelidir. / Şaban Abak
Hastalar ve Işıklar
Rasim Özdenören / İz
“Türk öykücülüğüne ve düşünce dünyasına yeni fikirler ve boyutlar kazandırarak unutulmaz eserler veren Rasim Özdenören, öykü ve düşüncedeki istikrarlı ve güçlü konumuyla kendinden sonra gelen pek çok yazarı etkiledi. Türkçeyi doğru ve güzel kullanmaktaki mahareti, insan ruhunun sırlarına vâkıf olması, gözlemciliği, ayrıntıları yakalamadaki ustalığı, dilde ve muhtevada yerli duruşu her kesimde kabul gördü. Öyküleri; özetlenemez oluşuyla, her defasında yeniyi ve yenilenmeyi yakalamasıyla dikkat çekti. Benliğimizi, bilincimizi tazeleyen, okuyucusunu tekraren kendine çağıran metinler ortaya koydu. Toplumdaki değişmeyi, yabancılaşmayı, uyumsuzluğu, modern çağın insanının dramını ve trajiğini sergilemedeki başarısıyla özgün bir yere sahip oldu. Bu özellikleriyle edebiyat ve düşün dünyamızın bilgesi olarak anıldı. Türk öykücülüğünün ve deneme yazarlığının gelmiş geçmiş en usta kalemlerinden biri olarak temayüz etti.” “Hastalar ve Işıklar”; bireyin toplumsal değerlerinden koparılışını, yalnızlığını, yabancılaşmasını, yaşadığı ikilemleri anlatıyor. İnsanın kendini, benliğini, bilincini, değerlerini arayışını metafizik boyutlarıyla aktarıyor bizlere. Yaşadığı hayat karşısında panikleyen modern insanın trajedisi bütün gerçekliğiyle ortaya konuluyor. Hayat ve ölüm sarkacında mutsuz, umutsuz ve huzursuz insanların öyküsü… Öyküyü dantela gibi işleyen bir Türkçe, hayal gücünü tutuşturan tasvirler, gerçeklik duygusundan koparmayan bir örgü, alışılmışın dışında bir kurgu… “Hastalar ve Işıklar”, onun şimdiden klasikleşmiş olan öyküler demeti.
İnsan ve İslâm
Alaeddin Özdenören / İz
Alaeddin Özdenören, edebiyatçı kişiliği ile tanınmakla birlikte, aynı zamanda ikizi Rasim Özdenören’le birlikte büyüdüğü ortak düşünce ikliminin izlerini mütevazı bir şekilde paylaşmış bir fikir adamı. Hayatın kendisini savurduğu zaman ve zeminler, onu gözlerden ve dikkatlerden kaçırmış. Günışığına çıkarmakla gurur duyduğumuz, onun gözden kaçmış metinlerinden biri de elinizdeki bu eserdir. İnsanı, İslâmı ve insanın İslâm ile ilişkisini, bir medeniyet ekseninde ele alan bu küçük hacimli ama kıymetli eser, konuya ilişkin beslenme kaynaklarının çorak olduğu bir dönemde, okur için vaha etkisi yapmıştı. Eserin üzerinden 30 seneyi aşkın bir süre geçtikten sonraki bu yeni baskısı, konu hakkında düşünmek ve faydalanmak için bir fırsat niteliğinde…
Yaşamak
Cahit Zarifoğlu / Beyan
Yeni Türkçedeki hatıra türünün en yetkin örneklerinden biri olan Yaşamak, toplumsal olarak bir ışığa dönüştürmek istediğimiz acıya, bireysel bir dünyada aydınlık sağlamaktadır.
Zarifoğlu, çevremizde gelişen olayların gözümüzü yorduğu ve bizim, hayatın bütünsel akışıyla olan bağlarımızı güçlükle koruduğumuz dönemde, o bağlara canlılık veren birkaç şairimizden biridir. Yaşamak, şiirindeki derinliğin yol açtığı açılım getiren ve şaire ait iç dünyanın zenginliğini gözler önüne seren bir eserdir. Şair, yaşamayı varlık ve oluşun özüne dokunan bir derinlik içinde algıladığı ve arka planındaki hikmetle anlaşarak yaşadığı için, aynı hikmetin onun anlatımında parıldaması pek tabiidir.

Önceki Yazı

Kûfî bugünün sanatı değil!

Sonraki Yazı

Adım başı “kültür sanat”

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye