Dijital memleket, Disney’de külfet, Tabii’de hikmet

18 dakikada okunur

Sinema ve dizi ürünlerinin yeni daimi alanının dijital olduğu malum. Zamanın ruhu o kadar diri ki, sık sık bize bu gerçeği hatırlatıyor. Dijital mecralar artık üretim ve izlence alanının tam merkezinde yer alıyor. Gündem belirlemek de değiştirmek de yok etmek de var saymak da dijitalin elinde… 

Dünyanın küresel bir köy haline geldiğini söyleyenler, medyanın dördüncü kuvvet olma özelliğinden ve teknolojinin hayatı getirdiği noktanın diriliğinden bahsetmişti. Oysa artık dünyayı bir köy değil, herkesin birlikte yaşadığı ev olarak nitelendirebiliriz. Bu evin çeşitli odaları var. Her odanın da işlevi farklı… Kiminde sadece dinlenirsiniz, kiminde ihtiyaçlarınızı giderirsiniz, bazısında yemek yersiniz, sosyal faaliyet düzenlersiniz… Bir evde olması gereken her şey var. Eksik olan ise mahrem alan… Bir evde yatak odası o evin yaşayanlarının mahremidir. Misafire açılmaz. Oysa küresel evimizde mahrem alanımız kalmadı. Herkes, her yerde, aynı anda ve her şey ile!

Bu ahval ve şerait içinde dahi bizi mahremimizden, özelimizden, kırmızı çizgimizden mahrum etmeye çalışacaklar olacak. Oluyor. Dijitalin gündemimize girdiği her başlıkta bu bağlamda bir izlek beliriyor. Her defasında “Ah bu dijitaller” diyoruz. Fekat sonuçta değişen bir şey olmuyor. 

 

Disney’in Atatürk dizisi kararı

Son gündem maddemiz malum; Disney Plus’ın Atatürk dizisini yaptırdığı halde ABD’deki Ermeni Lobisinin baskısına boyun eğerek dijitalde yayınlamama kararı… Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılı için dev bir proje olarak tanıtılan, dizilerin ve ekranların önemli isimlerinin rol aldığı, önceki Atatürk çalışmalarından farklı olması beklenen ve dizi olarak hazırlanan işten vazgeçilmesi için gerçekten büyük bir baskı gerektiği aşikar. Disney gibi dünyanın en büyük ikinci medya grubunun ürünü olan bir mecranın dahî bundan etkilenebildiğini düşününce nasıl bir mücadele alanında olduğumuz kendini gösteriyor. 

Ünlülerin ünlü harfleri döküldü

Disney Plus’ta ortaya çıkan skandal birçok başka mesele için de turnusol kağıdı oldu. Atatürk dizisinde rol alan oyuncular başta olmak üzere Atatürkçü geçinenlerin tamamı sus pus oldu. Gerçekten çok ilginç. Ülkedeki her toplumsal konuyu Atatürk’e ve ilkelerine bağlayanların üç maymunu oynamasına şahitlik ediyoruz. Aras Bulut İynemli, dizide Atatürk’ü canlandırdı. Konuyla ilgili açıklaması ise “Dizinin dünyada izlenmesi için elimden geleni yapacağım” oldu. Kınama yok. Konuyu Atatürkçülüğe bağlamak yok. Yine siyasal ve sosyal konularda Atatürk’ün dokunulmaz olduğunu savunan isimlerin tamamı aynı şekilde sessiz. Çıt yok. Ortak yorum “Atatürk konusu her türlü tartışmaya kapalı”. Bunu bir açıklama olarak ifade etmekten gocunmadılar. Kendini yerli ve milli olarak nitelendiren birçok sanatçı ise duruma tepki gösterdi. Mesela Disney Plus’un anlaşmalı dublaj sanatçısı Ahmet Cihat Sancar’dan geldi. Sancar, Disney Plus’un kararını skandal olarak nitelendirdi ve bundan böyle hiçbir içerikte yer almayacağını duyurdu. Atatürkçülüğü ideoloji olarak kullanan, kendi ideolojisinde bir perde olarak Atatürk’e yer veren isimlerin tamamının ise gerçek yüzü  ortaya çıktı. 

Sanatçının toplumsal meselelere dair açıklama yapması, kanaatini belirtmesi çok normal. Hatta zaruridir diyebiliriz. Çünkü sanatçı toplum için kanaat önderi niteliğindedir. Meselelere dair fikri vardır sanatçının ve halk da bu fikri önemser. Yol gösterici olmasını ister. Sosyal medya şeffaflığı dediğimiz işlevselliğin sanatçıların çoğunda bu noktada patlamaya yol açması da bundandır. Şöyle ki; sosyal medya sayesinde insanlar, sanatçı olarak ortada gezinen kişilerin çoğunun dünya ve memleket meselelerine dair görüş taşımak yerine ezber taşıdığını, birilerinin söylemlerini tekrar ettiğini görmüş oldu. Disney Plus konusunda da durum böyle. Normalde çok konuşan ve Atatürk’ün kıymetine dair slogan atan isimlerin hiç konuşmamasına tek sebebi Disney Plus’un piyasadaki etkisi ve bu isimlerle ticari bağı olarak görünüyor. 

Sınırsız özgürlük yok, sorumluluk var

Dijitalin özgürlük alanı olduğu savına da artık yara aldığı ortada. Demek ki dijital mecrada özgürlüğün ve özgünlüğün sınırsızca yaşama ihtimali yokmuş. Aslında bakarsanız özgürlük denen şeyin sonsuz sorumsuzluk olarak algılanması baştan hatalı. Neresi olursa olsun, nerede olursanız olun, mutlaka ama mutlaka birilerinin sınırları birilerinin sınırlarına dokunacak. Özgürlük zaten başkalarının sınırlarına dokunduğunuz yerde biter. Ya da tam bu sınırlarda tanımlanmalıdır. Dijitalde de içerik, ulaşım, izleyici çeşitliliği vs başlıklarındaki özgürlük iddialarının tamamının dokunduğu sınırlardan birini açıkça gördük. ABD merkezli bir yayın organı, ABD’den binlerce kilometre ötede bir ülkedeki üretimde bile özgür değil. Zira dünyanın hiçbir köşesi artık başka bir köşeye uzak sayılmaz. Herkes aynı bankta oturup “Seni yeneceğim İstanbul / New York/ Paris/  Seul/ Pekin/ Kuala Lumpur/ Johannesburg/Riyad” diyor. Meydan okumalarımız da mecburi kabullerimiz de birbirinden etkileniyor. 

Bizi dünyaya Disney anlatamayacağına göre? 

Tam da bu noktada Disney’in vukuatının da aydınlattığı başka bir kör nokta var: Dünyayı sadece birkaç dijital mecra yönetiyor. İçerik çeşitliliği, üretim çizgisi, tarz, tavır, endüstri gibi başlıkları birkaç şirket belirliyor. Kapitalizmin getirdiği, liberalizmin engel olamadığı ve aksine zemin hazırladığı şey bu; tekelleşme. 8 milyarlık insanlık ailesinin izleme alışkanlığı ve çeşitliliğinin birkaç şirketin manipüle ediyor olması içler acısı bir durum. 

Elbette her ülkenin kendi dijital mecraları var, oluşuyor. Mesela dünyanın en büyük dijital mecraları arasında Çin merkezliler de var. 1 milyardan fazla insanın yaşadığı devasa bir pazar olan Çin’de esasında ne yaparsanız yapın en çok müşteriye ulaşmanız mümkün. Nüfusun avantajlarından biri… Youku ve Tencent’in üye sayılarının 100 milyonları aşması muhtemel… 

Tabii olarak Tabii’ye ihtiyaç var

Tam da bu noktada Türkiye’de dijital platformların pazar payları ve elbette Tabii’nin etkinliğine bakmak gerekiyor… 

Disney Plus’un Atatürk dizisi etrafında kopan fırtınaya bakınca “Tabii neden Cumhuriyet’in 100. Yılına ithafen Atatürk dizisi yapmadı” gibi bir soru akıllara geliyor. Doğru bir soru da… Tam da 100. yılda yayına başlayan Tabii’de bunun altını çizecek çok sayıda dizi ve film olmasını beklerdik. Tabii için hazırlanan Mahsusa dizisinin bu niyetle ortaya çıktığını biliyoruz. Dizide Atatürk de var normal olarak. Osmanlı’nın son dönemine damga vuran Teşkilat-ı Mahsusa’nın hikayesini merakla bekliyoruz. 

Gelelim Tabii’nin genel tablosuna…

Öncelikle TRT’nin dijital mecrada yer alması ve dünyaya buradan hitap edilecek olması çok önemli. Evet, TRT dizileri dünyanın dört bir yanına ihraç ediliyor. Dünyada en çok dizi ihraç eden ikinci ülkeyiz. Ancak bu ihracatın çeperi sınırlı. Tabii gibi uluslararası dijital mecra yeryüzünün her köşesine aynı anda ulaşma imkanına sahip. Disney Plus’un ABD’den Türkiye’ye uzanması gibi… Netflix’in Afrika’da ve Arap ülkelerinde de yayın yapması gibi… Tabii’nin de böyle bir imkanı var. Zira Türkiye’nin etki alanında olan ve ülkemizi merak eden çeşitli coğrafyalar söz konusu…

Tabii için üretilen çalışmalara baktığımızda geniş bir yelpaze görüyoruz. Tarihi çalışmaların yanı sıra süper kahraman hikayesi, aksiyon, dram, komedi, distopya ev arthouse’a yakın işler var. Henüz hepsi yayınlanmadı ama yayınlananlar kadarıyla değerlendirme yapmak mümkün…

Tabii’nin Türkiye’nin sesi olma misyonunu hakkıyla yerine getireceğini söyleyebiliriz. Dönem işleri ve tarihi yapımlarla bu etkili şekilde kendini gösteriyor. Disney’in son skandalının da gösterdiği üzere Anadolu insanının varlığını, sesini, sözünü, tavrını dünyaya haykıracak mecralar çok önemli. Türkiye’deki yerli dijital mecralara baktığımızda BluTV, EXXEN, Gain, PuhuTV’nin böyle bir derdi var mı diye konuşmak bile abesle iştigal… O halde bu misyonu sadece Tabii’nin taşıyacağını bilmemiz gerek. 

Bir dijital mecrayı değerlendirirken şu soruyu en başta sormamız gerek; bu çalışma ana akım bir televizyon kanalında yayınlanır ve reyting alır mı? Tabii’deki içeriklerin büyük kısmına bu soruyu sorduğumuzda “evet” cevabını alıyoruz. Bu cevap dijital için olumsuz demektir. Zaten TRT1’de yayınlanabilecek bir dizi neden Tabii’de yer alsın? TRT1’deki yayın vakitleri sınırlı elbet ama dünyanın dört bir yanına ve özellikle ‘dijital izleyicisi’ dediğimiz kitleye ulaşmak isteniyorsa “hayır” cevaplı yapımların çoğalması gerekir. 

Tabii’de dikkat çeken yapımlar

Peki, Tabii’de hangi çalışmalar “hayır” cevabı ile ön plana çıkıyor? 

Yardımcı Oyuncu dizisi, ele aldığı mesele ve formu itibariyle televizyonda yayınlanamayacak bir ürün. Tam dijitallik diyebiliyoruz. Şanzelize Düğün Salonu da arthouse sinema biçimi ile dijitale uygun çalışmalardan… Üniversdeli dizisi de absürt mizah anlayışı ile yine mecraya uygun… Henüz izleyemedik ama Derin Mor dizisinin üslubunun da Tabii için kıvamında olduğunu duyuyoruz. Dayton dizisi de prestij çalışmalardan biri olabilecek konuya ve işleyişe sahip… Son Gün dizisi hem oyuncu kadrosu, hem de iç içe geçen hikaye ve karakterleri ile dikkat çekiyor.  Koyu Beyaz ise hem zamansız/mekansız atmosferi, hem de mizah anlayışı ile ayrışıyor. 

Kisa film ve belgesel önemli

Tabii’nin diğer yayın organlarından farklı olarak belgesel ve kısa film kategorisini ele alması gerekli. Belgesel birimi ve kategorisi olmasına rağmen üretim az görünüyor. Sadece Tabii için üretilmiş belgeseller dünyanın her köşesindeki izleyiciye çok şey anlatır. Ayrıca kısa film kategorisi, TRT’nin kamu yayıncılığı misyonunun da gereği olarak yer almalı. Tabii, kısa filmcilere destek verip üretim sağlamalı ve bunları yayınlamalı. Ayrıca başarılı kısa filmlerin yayınlanmasına da imkan sağlamalı. 

Tabii, uzun soluklu bir yolculuğa başında. Elbette eksikler ya da yapılması gerekenler olacaktır. Çünkü beklenti çok büyük. Diğer hiçbir mecrada olmadığı kadar geniş bir kitleye hitap etme potansiyeli ve bunun da ötesinde zarureti söz konusu. Tam da bu yüzden orta ve uzun vadeli planlamalar güçlü adımlarla atılmaya devam etmeli. 

 

Önceki Yazı

Geleneğe ek yapmak zorundayız

Sonraki Yazı

Bir Ustaya Veda: Safa Önal…

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım