Günler çözüldükçe ortaya çıkan Sezai Karakoç 

10 dakikada okunur

Büyük şairler üzerine yazmanın elbette bir zorluğu var. Özellikle bu kişiler çok yönlü insanlarsa daha fazla işimiz zor. Sezai Karakoç, 1950’lerden itibaren adından söz ettirmiş, İkinci Yeni’ye öncü olmuş, Diriliş fikri etrafında ufuk açmış bir düşünür. Üzerine söyleyeceklerimiz daha sonra bir başkasının yazacaklarından dolayı eksik ve hatalı kaçabilir. Ömer Erdem’in Günler Çözüldükçe Sezai Karakoç’a Doğru kitabına biraz yakından bakmayı deneyeceğim.

Ömer Erdem, Konya’dan İstanbul’a okumaya geldiğinde yolu Sezai Karakoç ile kesişir. Bu kesişim aynı zamanda ona tarihin yüklediği bir ödev gibidir. Kendi tabiriyle taşrada adını birkaç kez duymuştur ve bir kitabını okuma imkanı bulmuştur. İstanbul’daki tanışmanın ardından yakınlık başlar, Sezai Bey, Ömer Bey’e yakınında olmasını ve Diriliş’in işlerinde ona yardım etmesini ister. Üniversite yılları boyunca Sezai Bey’in yanında bulunan Ömer Bey, yüksek lisansını da Sezai Bey üzerine yapar. Yaşanmışlık ve üzerine edebi olarak düşülmüş olması, kitabın her yönüne yansıyor. Ömer Bey kitabı daha çok anılardan yola çıkarak, bir şiir tahlili şeklinde anlatıyor. Şiirler üzerinden Sezai Karakoç çözümlemesi gibi bir noktaya ulaşıyoruz. Aralara hatıralar giriyor. 

Kitabın en önemli noktası; bize bir bütün olarak Sezai Karakoç’u sunarken, yakınlığını kullanıp bunu bir tür anıya çevirmiyor. Güncele ve şu an olup bitene bakabileceğimiz bir portre çıkıyor ortaya. Hepimiz Mona Roza efsanesinden dolayı Sezai Karakoç’ta aşkı merak ediyoruz. Mona Roza gibi bir gerçeğin var olduğunu ama efsanelere konu olan yerinin yapılan dedikodular gibi olmadığını kitaptan bir kez daha öğrenmiş bulunuyoruz. Sezai Bey, bu hikayeyi samimiyetine güvenerek ayrıntılı olarak Rasim Özdenören’e anlattığını onun da dedikodulara vesile olacak şekilde herkese yaydığını bundan memnun olmadığını öğreniyoruz. Ve Sezai Karakoç’ta aşkın, bir bütüne bakmak için bir araç olduğunu şiire ilham kaynağı olarak kullanıldığını görüyoruz. Ayrıca bir süre sonra karşımıza ikinci kadın çıkıyor Suna adında. Hatta Sezai Bey bu kadına mektup bile yazmış. 

Her işinde metafizik bir bakış var

Sezai Bey’in bir diğer özelliği gazete sayfalarında ölüm ilanlarını sürekli okuması olarak yazılıyor. Ömer Bey, bunun da geçmiş arkadaşlarının ölümünü takip etmekle bir ilgisi olabileceğini hatta aşık olduğu kadınların hayatta olup olmadığını kontrol yöntemi olduğunu söylüyor. Ayrıca Sezai Bey’in hiçbir cenazeye katılmadığı da notlar arasında yer alıyor. Yine Sezai Bey’in şiirleri üzerine konuşmayı sevmediğini yazar bize hatırlatıyor. Sezai Karakoç ve İstanbul ise, üzerine düşünmeye değer. Kapalı Çarşı, Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine ve Yoktur Gölgesi Türkiye’de, Şehzadebaşında Gün Doğmadan, Çeşmeler gibi şiirlerinde bize çizdiği İstanbul panoraması da görülmeye değer bir hal alıyor. Kimi zaman kendini çeşmelerle özdeştiren şair, İstanbul’u bir medeniyet başkenti olarak bize gösteriyor. Şairin hayatının büyük bölümünü de İstanbul’da geçirdiğini unutmamak lazım. Diyarbakır gibi surlarıyla ünlü bir şehirde doğduktan sonra ömrünü başka bir sur şehri olan İstanbul’da tamamlaması da; kaderin cilvesi gibi bir hal şair için. Diriliş Partisi’ni kurduğunda duyduğu heyecan da kitapta yer alanlar arasında. Sezai Bey partiyi kurduğunda; bu parti beni ahirette kurtaracak imandır diyor. Her işinde olduğu gibi bu sosyal olayda da metafizik ekseninden dünyaya baktığının bir göstergesi.

Kitapta yer alan sinema bölümünde; sinema üzerine düşündüğü söyleniyor. Hiç sinemaya gitmiş midir, bunu bilmiyoruz. Ama Lili Yar şiiri bir sinema örneği. Ben kendi konuşmalarım sırasında bir sinema sohbetinde sormuştum, eskiden giderdim demişti. Belki ilk gençlik yılları. Sinema yazıları da ayrıca bir sinema teorisyeni titizliğinde. Meraklılarının fazlasıyla faydalanabileceği yazılar. Kitapta ilginç olan konulardan biri de; Turan Karataş’ın Sezai Bey ile anılan meşhur kitabı Doğunun Yedinci Oğlu. Bu çalışma sırasında Sezai Bey, Turan Bey’e kaynaklara ulaşması açısından çok yardımcı olmuş ama eser ortaya çıkınca beğenmediğini ifade etmiş. Doğunun Yedinci Oğlu fikri de Ömer Bey’den çıkmış, Ömer Bey gençliğinde bulduğu bu isimden de memnun olmadığını belirtiyor. Elbette buna konu olan şiir Masal

Sezai Bey’in şiirlerinin modern Türk şiirinin kurucu alanında yer alması da kitapta çokça konuşulan konulardan biri. Yazara göre Karakoç, Necip Fazıl Kısakürek ve Mehmet Akif Ersoy’dan farklı bir yerde duruyor. Hem modern Türk şiirinin kurucusu hem de bitmeyen bir ırmak olarak yenilikçi. Sezai Bey’in bu özelliği de onu kendine has ve biricik yapıyor. Ömer Bey şairin yakını olmayı kendinde ilk gençlik yıllarında bir tür sevinç ve heyecan olarak yorumlarken, doktora çalışmasında ve sonradan uzaklaşarak Sezai Karakoç’a baktığında; bunun  anlamını daha iyi yorumluyor. Bunun yansımalarına satır aralarında denk gelmek mümkün. Kitapta şiirdeki kurucu Sezai Karakoç’u düşüncede ve fikirde de, kendine has biri olarak karşımıza çıkıyor. Sezai Karakoç’ta ortaya çıkan bir diğer özellik; çocuk ruhunu hiç kaybetmemiş olmasıdır. Çocukça değildir elbette ama çocuk ruhu da onda ortaya çıkanlar arasında. Kitapta bir önemli anekdotlardan biri de; İsmet Özel ile samimiyeti. İsmet Özel müslüman olduğunda ilk Sezai Karakoç’a gelir, şiirleri Diriliş’te yayınlanır. Sezai Bey’e  hürmeti fazladır. Fakat Sezai Bey’in, İsmet Özel ile ilgili nihai kararı; onun solcular tarafından İslamcıların içine sokulmuş biri olduğudur. Tarih şairin haklılığını gösterir mi yoksa bu bir paranoyadan mı ibarettir zamana bırakmak gerekir diye düşünüyorum. Sezai Bey üzerine, daha fazlasını duymak için kitaba göz atmanızda fayda var diyorum.

Önceki Yazı

Türk Edebiyatı’nda Ramazan

Sonraki Yazı

Yazar üslup için acı çekmelidir

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde