Hikâyeli eşya sığınağı

15 dakikada okunur

Ekim 2022’de Kazım Karabekir Mahallesi’nde ziyarete açılan Esenler Nostalji Evi, Gazeteci Suat Türkoğlu’nun ilçenin tarihi derinliğini genç kuşaklara hatırlatma kaygısıyla oluştu. Nice yıllık istifadenin ardından, kim bilir ne çok kullanılıp da yorulmuş, kaç rafta veya zeminde iz bırakıp da hiçbir yere sığdırılamaz olmuş eşyanın sonunda sükunete eriştiği yer, burası. 

Fatma Kara, üç tekerlekli kırmızı bisikletini ona hediye etmiş olan eşi bu bisiklet üzerinde son nefesini verdikten sonra, Nostalji Evi’nin kapısına getiriyor aracı. Çocukluğunda sahip olamadığı için buruk duygularla geçirdiği yılların ardından sahip olduğu bu ilk bisikletin kendisi için taşıdığı değeri vurguluyor, Esenler Nostalji sayfasında. Kara, bu sayfanın yöneticisi. Sayfanın kurucusu Türkoğlu’nun tabiriyle “Esenler kızı”, evlenip Şarköy’e gitse de ilçeyle bağını hiç koparmıyor. Nostalji Evi’nin duvarındaki en az 60 yıllık geyikli kilim ise Kara’nın kız kardeşi Hülya Aydın’ın kayınvalidesine ait. Kara ve Aydın, Dörtyol’un tanınmış siması Berber Mehmet Özkan’ın kızları.

Fethiye Hanım, 80 yaşında; Esenler Nostalji’nın takipçisi; Yenibosna’dan kalkıp kan ter içinde Nostalji Evi’ne geliyor, elinde elli yıllık kasetçalarlı teybiyle. Bir zamanlar Esenler-Topkapı arasında işleyen minibüsçü esnafından, Fevzi Çakmak Mahallesi sakini Yaşar Altınay, Safranbolu’nun bir köyünden getiriyor dedesine ait bakır ibriği. 

Esenler, mübadillerin ve geçici sığınmacıların canını dar attığı bir ilçe, bu nedenle de oraya yerleşenlerin yanları sıra eşya getirmesi nadiren mümkün olabilir. Anadolu’dan göç edenler yatak yorganları, dolu çeyiz sandıklarıyla gelmişlerdir genellikle. Mübadil kuşaklar ise sıladan getirilmiş nadir eşyaların kıymetini bilmedi; “yeni”ydi kıymetli olan, eskimiş sayılan ise acılarla dolu mübadele sürecini hatırlattığı için, bir bakıma gençlerin ruh sağlığını koruma kaygısıyla da çağrıştırdığı her şeyle birlikte maziye gömülürdü. Eski Atışalanı Köyü Derneği kurucularından Mümin Turan, ailesinin mübadeleyle getirdiği eşyalardan sadece ikisini hatırlıyor: Annesine ait, muhtemelen keçi kılından bir kilim ve bir heybe. Diğerleri, mesela çeyiz sandıkları, kömür ütüleri, yeni bina için yıkılan evlerin enkazı altında bırakıldılar.  Şaziye teyzesinin bahçesinde gördüğü at arabası tekerlekleri Kızıllı’dan getirilmiş olabilirler miydi acaba… 

Şehirlerin enkaz dağlarına dönüştüğü ağır iki deprem yaşadık 6 Şubat 2023’te. Binlerce insan eşyalarıyla birlikte bu enkazın altında kaldılar, çok azı kurtarılabildi. Sağ kalanlar çok geçmeden hala çökme tehlikesi gösteren evlerinden eşyalarını kurtarma çabasına düştüler. Sadece ihtiyaç sebebiyle değil, yaşanmış hayatın olağan akışına ilişkin güvenli, iyi duyguları hatırlattığı için de depremzedeler o eşyalara ihtiyaç duyuyor olmalıydılar. 

Esenler, mazisiz bir betonarme yığını olarak görülemeyecek tarihi bir derinliğe sahip. Gelgelelim, halkının, ev içi ve dışı mirasın kıymetini yeterince bilmediği sıklıkla dile getirilir. Merkezi hizmetlerin dışında tutulan bu yerleşimde yaşayan insanların öncelikli meselesi hemen her zaman geçim derdi olmuştur. 

Türkoğlu, projesi için seçmeden önce, Kazım Karabekir Otobüs Durağı’nın alt tarafında yer alan evin etrafı madde bağımlılarının toplanma alanıydı. Ev sahibi, balıkçılıkla geçinen rahmetli Gönenli Emin Şenyiğit, hayatta olan eşi Afet Hanım’la birlikte mahallenin sevilip sayılan simalarından. Türkoğlu sekiz yıldır Suriyelilerin yaşadığı evi, Şenyiğitler’in -çocukluk arkadaşı olan- oğulları Gökşen Şenyiğit’ten kiralayıp düzene sokuyor. Binada oturan Suriyeli aileye uygun bir ev bulmaları üç dört ay sürdüğü için, mekânın düzenlenmesi yaz başına kadar sarkıyor. Bu arada mahalle halkı, hayat alanlarını adeta mezbelelik bir hâle getiren madde bağımlılarından kurtulmalarını sağlayan bu projeye büyük destek veriyor.  Çocuklarını sakındırdıkları yerde kurulan eve şimdi ailece gelip gidiyorlar.

Pek çok eşya etkileyici bir hikaye eşliğinde ulaşıyor Nostalji Evi’ne ve şaşırtıcı olmasa gerek, eşyanın hikayesinde sahiplerinin hayatının dile gelme fırsatı, eve eşya yağması sonucunu doğuruyor. Sarıp sarmaladığı hikaye veya hatıraların ustalıkla anlatılacağı inancıyla, insanlar, eşyalarını saklamaktansa bu eve getiriyor. “Herkes getiriyor buraya, hikayesini anlatıyor,” diyor Türkoğlu. “Biz de ziyaretçilere o hikayeleri naklediyoruz. Bu da eşya sahiplerinin çok hoşuna gidiyor.” Kimi kadın ziyaretçilerin, “buraya uymamış,” diyerek eşyanın yerini değiştirdiklerini, bu arada bazen de tozunu aldıklarını gördüğünde hoşuna gidiyor gösterilen ihtimam. Mekâna Büyükçekmece’den, Kayışdağı’ndan, Kadıköy’den gelen ziyaretçilerden kimisi, “Esenler’de böyle bir mekân nasıl olur?” şeklinde tepki gösterdiğinde, yadırgıyor. Benzeri tepkiler karşısında daha da önemsiyor giriştiği faaliyeti. Nostalji Evi’ni ilerleyen dönemlerde bir kültür evi, bir müze olarak düzenlemeyi planlıyor.  

Sergileyebileceğinin çok üzerinde eşya geliyor eve, Türkoğlu da bazılarını, ileride daha uygun şartlarda sergilemek üzere depoya kaldırıyor. Seyhan Övünç, merhum kardeşinin yurt dışından getirdiği 70’lere ait fotoğraf makinesini evinin duvarında asılı olarak saklarmış. Temizlik yaparken düşürüyor bir gün, bir parçası kırılıyor. Kardeşinin hatırasını kırdığı için günlerce ağlıyor. Selanik mübadili bir aileye mensup Seyhan Hanım. Bir gün makineyi ve yanı sıra da aile yadigarı yoğurt bakracını getirip, bunları senin benden daha iyi saklayacağına inanıyorum, diyor Türkoğlu’na.

Köşede duran tahta bavulun eve gelme hikâyesi de ilginç. Berberde tıraş olurken aynada ellerinde tahta bavulla iki çocuğun geldiğini görüyor Türkoğlu. Tıraşı bitmediği hâlde fırlıyor koltuktan,  dükkândan çıkıp çocuklara yetişiyor. Meğer bavul geri dönüşüm kutusunun yanına bırakılmış. Çocuklara bir miktar harçlık vererek aldığı bavulu açtığında, şu not çıkıyor karşısına: “Bunu yapan Usta Kemençeci Bay Hüseyin Küçük.” 1995’te el yazısıyla düşülmüş notu yazan ise, Küçük’ün kardeşi, Tirebolu Bada köyünden Hasan Küçük. Bir diğer etkileyici eşya ise, Atışalanı’nın kadim ailelerinden Sunallar’ın, kamulaştırmanın ardından 2022’de yıkılan evinden aldığı, sahiplerinin 80’lerin sonuna kadar kullandığı kitaplıklı çekyat.

Ocak ayı sonunda ziyaret ettiğim evde incelediğim eşyaların yüzde 60’ı Esenler’den gelmiş, İstanbul’un farklı yörelerinden insanlar da çeşitli sebeplerle gözden çıkaramadıkları eşyalarını tereddüt etmeden getirmişler. Türkoğlu, 2014’te açtığı Esenler Nostalji adlı Facebook sayfasının takipçilerinde oluşturduğu güvenin de yardımıyla,  bir bakıma sayfasının içeriğine hayatiyet kazandırıyor bu evde.

Eğitim hayatına Atışalanı, Havaalanı Mahallesi’nde başlıyor Türkoğlu ve daha sonra Kazım Karabekir Mahallesi’nde devam ediyor. Şimdilerde Menderes Mahallesi’nde ikâmet etse de Fevzi Çakmak Mahallesi’yle birlikte birbirine komşu birkaç mahallede geçiriyor zamanını. Bir zamanlar gerçek bir köy hayatı yaşadığı Atışalanı Köyiçi’ne ayrı bir sevgi duyuyor. “Esenler Nostalji Evi benim hayalimdi,” diye anlatıyor. “On yıl kadar sürdü hazırlığım, sürekli eşya toplayarak, yavaş yavaş altyapısını oluşturdum. Daha da geliştireceğim. Bana güvenip destekleyen Esenler halkı olmasaydı, gönlümce yürütemezdim bu işi.”

Suat Türkoğlu kimdir?

Suat Türkoğlu’nun babası Hasan Türkoğlu (1941) 1968’de Bayburt’tan Esenler’e göç ediyor ve şimdi Kadir Topbaş Kültür Merkezi’nin yerinde bulunan “Cevizlik” diye bilinen arazideki tavuk çiftliğinde çalışmaya başlıyor. Bir yıl sonra da eşi Nebahat Türkoğlu’yu (1951) getiriyor. Türkoğlu 1978’de Cevizlik’te doğuyor. 7-8 yaşından itibaren bir yandan okula giderken bir yandan da ayakkabı boyacılığı, berber ve marangoz çıraklığı gibi işlerde çalışıyor.  Seksenlerin ortasında babası Topkapı’da minibüs kâhyalığı yaparken o da Topkapı-Esenler durağında su satıyor. O dönemlerden unutamadığı bir anısı, Mavi Mavi (İbrahim Tatlıses, 1985) filminin çekimi sırasında şoförlerin onu minibüslerin üzerine çıkarıp çekimleri seyretmesini sağlaması. 90’ların ortalarında bilişim alanına yöneliyor, ardından medyaya geçiyor. 2015’te Esenler 1. Haber’de işe başlıyor. 2019’da oradan ayrılıp kendi gazetesi Son Dakika Esenler Haber’i kuruyor.

 

Önceki Yazı

Arvo Pärt ve müziği

Sonraki Yazı

Küratör sanatçı değildir

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım