“Doğaçlama müzik” üzerine bir deneme – 4

8 dakikada okunur

 Peki Avrupa klasik müziğinde doğaçlama ne kadar yer etmiştir? Genel olarak baktığımızda yoktur. Çünkü orada bir besteci mükemmeliyetçi olmak için elinden geleni yapar. Yani, yaptığı bestenin her açıdan mükemmel olmasına özen gösterir. İcracı da o besteyi en iyi şekilde çalmaya gayret gösterir. Yani icracı, eseri icra ederken birkaç nota da ben ekleyeyim diyemez. Şimdi düşününce icrasının yaratılıcılığına ne kadar ters düşen bir durum olduğunu anlıyoruz. Son dönem batı klasik müziğinde minimalist akımın öncülerinden birisi olan Philip Glass sahneye çıktığında piyano çalarken bazen yanlış çaldığı an hiç durmaz ve yanlış bastığı nota üzerinden çalmaya devam eder. Dinleyiciler her ne kadar bu durumu çok garipse de zamanla buna alışmıştır. Philip Glass’ın müziği diye ayrı bir yere koyarlar. 

Mademki batı klasik müziğinde doğaçlama konusuna değindik burada konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bir örnek vermek istiyorum. Dünyanın yedi farklı bölgesinden yedi müzisyeni bir araya getirin. Birbirlerinin dillerini hiç bilmesinler hatta konuşamasınlar ama birlikte müzik yaptıkları an, müziğin dili onları ortak bir noktada buluşturur. Önlerinde hazır bir nota olmasına da gerek yok. Rahatlıkla tamamen doğaçlama çalarak bir iletişim kurarak müzik yapabilirler. Her ülke müzisyeni kendi ülkesindeki müzik formundan yola çıkarak müziğini yapar ama Klasik Batı müziği eğitimi almış birisi bunu yapamaz çünkü doğaçlama çalamaz. Çünkü o icracı buna kapalıdır. Ona her şey yazılı olarak verilmek zorundadır. Şimdi anladınız mı? Klasik Batı müziğinden doğaçlama olmadığını. Batıya baktığımız zaman John Cage gibi müzisyen ve bestecilerin doğaçlama yapmasına şaşıran ve aynı zamanda kızan bir kitlenin olması hiç de şaşırtıcı değildir: 

Diğer yandan Avrupa klasik müziğinde doğaçlama denilince aklıma hemen org müziğindeki doğaçlama geliyor. Gerçekten de kiliselerdeki org müziğinde doğaçlamaya her zaman yer verilmiştir. Daha doğrusu kiliselerde her zaman doğaçlama yapmak zorundadır orgcu. Eğer papaz çok yavaşsa, ona uymak sorundur. Ya da papaz hızlı ise hızlıysa yine ona uymak zorundadır. Belirlenmiş bir ritim ve ahenk yoktur. Benzetmem biraz garip gelebilir ama Hint müziğine benzer kilisedeki org müziği. Hint müziği belirli ragalar (diğer adıyla mod, başka bir adla da makam) üzerinden icrasına inanılmaz özgürlükler tanır. Mesela sitar çalan bir Hintli müzisyen bir makamda yani ragada bazen saatlerce müzik yapabilir. Kilise org müziğindeki icracı da majör ve minör gamlarda tıpkı Hint müziğindeki gibi bir saat boyunca doğaçlama müzik yapabilir. Özetleyecek olursak; her ikisinde de dini bir müzik yapısı vardır ve yine her ikisinde de ezgiyi oluşturmak için bir takım kurallar konulur. Bu kuralların en önemlisi tabii ki çalınacak makam ve gam dizisidir. Sonrasında da içinden geldiği gibi doğaçlama müzik yapmak gelir. 

Batı klasik müziği hakkında bir şeyler okurken bazen ilginç bilgiler ediniyorum. Söz konusu doğaçlama olduğu için birisini paylaşayım. Piyanist ve müzik direktörü olan Daniel Barenboim Edward Said ile yaptığı söyleşide ilginç bir şey okumuştum. Daniel 1952 yılında on yaşındayken yetenek sınavında Wilhelm Furtwangler’e Prokofyev’in İkinci Sonatı’nı çaldıktan sonra Furtwangler sonra Daniel’den doğaçlama çalmasını ister ve çalar. Sonrasında Daniel’in hayatında önüne sayısız kapıyı açan bir referans mektubu yazar. Bu hikâyede benim dikkatimi çeken şey Furtwangler’in Daniel’den doğaçlama çalmasını istemesi. Furtwangler’in müzik yapma tarzı bazılarını çok rahatsız etmişti. Çünkü Furtwangler, Beethoven ve Brahms yorumlarında oynamalar yapar. Kendi yorumunu katar bazende doğaçlama sonucunda duyduğu melodilere ekler. Böylelikle bazı dinleyicileri fazlasıyla rahatsız etmiştir. Bu bazen, bazı insanlar için rahatsız edici olsa da müzik yeni şeyler söylemelidir.

Müzik duyguları dışa vurma yollarından biridir. Duygularımızı kontrol altında tutamayız. Bu yüzden doğaçlama müzik yaparken yanlış çalma korkusu oluşmaz. Bir ritmi kaçırdığın zaman başka bir ritme geçersin. Bir armoniden başka bir armoniye geçersin. Müzik yaptığın an duyguların ne ise onu notalarla dinleyicilerine duyurursun. İşte bu yüzden doğaçlama müzik yapan müzisyen uçsuz bucaksız bir özgürlüğe sahiptir. Hissettiklerini istediği gibi anlatır müziği aracılığıyla. Bir doğaçlama için en önemli şey çabuk ve hızlı düşünebilmektir. Doğaçlama kendi formunu yaratır.

“Peki ben nasıl doğaçlama müzik yapacağım?” diye soracak olan müzisyen dostlara Evan Parker’in söylediği şu cümleyle cevap vereyim: “Doğaçlama için yapılacak tek şey gene doğaçlama yapmak ya da onun hakkında düşünmek.”

Önceki Yazı

Ayakkabıları neden ters giymeli?

Sonraki Yazı

Hacı Bayram Velî ve Akşemseddin Yılı

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye